pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 ABDULKADİR GEYLANİ VAAZLARI: 2025

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

23 Şubat 2025 Pazar

İMAM GAZALİ RECEP AYININ FAZİLETİ

 




İMAM GAZALİ RECEP AYININ FAZİLETİ

Hadis Şerifle bildirildiğine göre Recep ayındaki(haram ay olması hasebiyle) herhangi bir Cuma günü önceki ve sonraki günüyle beraber 3 gün oruç tutana 900 sene ibadet sevabı vardır. “Her kim haram aydan, üçgün , Perşembe, Cuma ve Cumartesini tutarsa, ALLAH C.C. ona 900 sene ibadet (sevabı) yazar.” Hadis’i Şerif, İbn-i Asâkir, İhya(İmam-ı Gazali), Gunye(A.Kadir Geylani)

* “Recebin 13. gününün orucu,3000 sene oruç gibidir,14’ünün orucu 3000 sene gibidir,15. gün ise 13000 seneye denktir” Hz Ali RA Suyûti

* “ALLAH’u Teâlâ’nın rızası için recebden bir gün tutan, cennete girer.” Hadis’i Şerif, Safûri, Nüzhetü’l mecâlis,1/141

Not: Haramlardan son derece sakınmak(harama bakmak, gıybet v.s.) lazımdır. Haram aylarda işlenen masiyet, ihramlı iken Kâbe Hareminde işlenmiş gibi kat kat fazla yazılır.

* Receb Ayında İstiğfar: “Her kim Receb ayında, sabah akşam yetmiş kere istiğfarda bulunursa şüphesizki ALLAH’u Teâlâ onun (2) cesedini ateşe haram kılar.” “Receb ayında istiğfarı çok yapın. Zira onun her bir saatinde, ALLAH’u Teâlâ’nın, cehennemden âzadlıları vardır.” Hadis’i Şerif, Safûri, Nüzhetü’l mecâlis,1/140

* Receb Ayında İhlâs’ı Şerif: “Her kim Recebde, bir kere İhlâs okusa, ALLAH’u Teâlâ onun elli senelik günahını bağışlar.” Hadis’i Şerif, EnîSü’l celîs, sh:195 Hannani(RA) şöyle demiştir: “Her kim, Recebin her günü bir tane bile İhlâs Sûresi okusa, onbin deve yükü kâğıda sahip olur ki, göklerin ve yerin tüm sakinleri, ellerinde altın kalemlerle toplanıp o İhlâs’ın sevabını o kağıtlara yazarlar” (50 İhlâs okuyanın 50 senelik günahları silinir, 100 kere okuyan cehennemden berat alır, 1000 kere okuyan canını cehennemden satın alır.)

————————————————————–

RECEB-İ ŞERİF
Recep Ayının İsimleri

Şunlar receb ayına verilen isimlerdir:

Receb-i Mudâr, Munsıl’ül-Esinne, Şehrüllah’il-Asamm, Şehrüllah’il-Esabb, Şehr’ül-Mutahhar, Şehr’üs-Sabık, Şehr’ül-Ferd.

– Receb-i Mudar.

İsmini verenlerin dayanağı, Rasulüllah (SAV) Efendimizin şu hadis-i şerifidir:

– “Zaman, Allah-ü Teala’nın (CC) yeri ve semaları yarattığı günden bu yana, olduğu gibi dönüp durmaktadır. Sene, on iki aydır. Bu aylardan dört tanesi haram aylardır. Üç tanesi peş peşe gelir ki; şunlardır: Zilkade, Zilhicce, Muharrem. O aylardan bir tanesi de tek gelir ki: Receb-i Mudâr olup cemaziyelahir ile şâban arasındadır.”

Rasulüllah (SAV) Efendimiz, burada receb ayının yerini tayin buyurmuştur. Bunun sebebi de: Arapların cahiliyet zamanında ayların yerlerini değiştirme işlemini iptaldir.

Onların yaptığı şu Ayet-i Kerime ile bize anlatılmıştır:

– “Haram ayları geciktirmek, küfürde bir ziyadelik içindir. Onunla küfre gidenler şaşırtılır.”[1]

Onların bu aylan değiştirmeleri şöyle olurdu:

Araplar cahiliyet zamanında, Mina dönüşünde Kenane oğullarından bir adam ayağa kalkardı. Bu adamın adına:

– Nuaym b. Sa’lebe.

Denirdi. Bu kimse, o topluluğun başkanı idi. Şöyle derdi:

– Ben, istekleri kabul ederim; istediği bir şeyden dolayı kimseyi ayıplamam. Hiç bir iş, benden geri dönmez.

Onun böyle demesine karşılık, orada bulunanlar hep bir ağızdan şöyle derlerdi:

– Doğru söyledin. Bunun için bize bir ayı ertelemeni istiyoruz.

Şunu demek istiyorlardı:

– Muharrem ayının haramlığını bizden kaldır; bunu safer ayına getir.

Bunu istemelerinin sebebi şuydu: Tâ ki, yağmacılık yapmadan, ard arda üç ay üzerlerinden geçmesin. Zira, onların geçimi yağmacılıkla olurdu.

Onların bu isteklerini yerine getirirdi. Muharrem ayının haramlığını, safer ayının mübahlığı ile değiştirirdi. İşte, âyet-i kerimede geçen:

– “Geciktirme.”[2]

Tâ birinin manâsı budur. (Aslına göre: Nesî lâfzının)

Ayrıca, kasden unutmak manâsını da taşır ki, bunun için, şu tabir kullanılmıştır:

– O, geleceğinde Allah’ı (CC) unutunca, Allah (CC) da geleceğini ona unutturdu.

Rasulüllah (SAV) Efendimiz, receb ayı için iki tabir kullanmıştır. Şöyle ki:

a) Rasulüllah (SAV) Efendimiz bu aya:

– “Şehr-i Mudâr.”

İsmini vermiştir. Zira, Mudâr kabilesi, bu aya çok tâzim etmiş, büyük bilip saygı göstermiştir.

b) Rasulüllah (SAV) Efendimiz, bu ayın yerini:

– “Cemaziyelahir ile şâban arasındadır.”

Buyurmak sureti ile tayin etmiştir. Tâ ki, bu ay geriye ve ileriye alınmaya. Yani: Daha önce, muharrem ayının safer ayına alındığı gibi. Ki, cahiliyet devrinde öyle yapmışlardır.

Böylece, Rasulüllah (SAV) Efendimiz, bu aya bir özellik verip kayda bağladı. Sonuna kadar haram olduğunu anlatıp üzerinde durdu.

Şöyle anlatılmıştır: Receb ayına:

– “Receb-i Mudâr.”

İsminin verilmesinin bir sebebi de şudur ki: O ayda, küffardan bazıları, kabilelerden birine bedduâ etti. Onların bu bedduâsı üzerine, Allah-ü Teala (CC) o kabileyi helak etti.

Denilmiştir ki:

– Receb ayı içinde, zalimlere bedduâ etmek tutar. Keza haksızlara da.

Üstte anlatılan manâdan ötürüdür ki: Cahiliyet zamanında Araplar, kendilerine zulmedenlere bedduâ etmeyi receb ayına bırakırlardı. Receb ayında bedduâ ettikleri zaman tutardı; boş dönmezdi.

– MUNSIL’ÜL-ESİNNE…

Denmesinin sebebine gelince, şöyle anlatılır:

– Receb ayı geldiği zaman, mızraklar indirilir. Kılıçlar kınına konur. Oklar yaydan çekilir. Böylece, receb ayına tâzimle, saygı ile girilir.

– ŞEHRÜLLAH’İL-ESAMM.

İsminin verilmesinin sebebi ise, Hazreti Osman b. Affan’dan (RA) gelen bir rivayete dayanmaktadır. Şöyle anlatıldı:

– Receb ayının hilâli göründüğü zaman, bir cuma günü minbere çıktı; hutbesini okudu. Sonra şöyle dedi:

– Dikkat ediniz, bu ay Şehrüllah’il-Asamm’dır. Bu ay, sizin zekât verme aymızdır.

Bir kimsenin üzerinde zekât borcu varsa ödesin. Sonra da, kalan zekâtını vermeye hazırlansın.

İbn-i Enbarî şöyle anlattı:

– Receb ayına Asamm, tâbirinin kullanılmasının sebebi şudur: Araplar, birbirleri ile savaşta ve cenkte iken, receb ayı gelirdi. Receb ayının hilâli göründüğü zaman; hemen silâhlarını çıkarırlardı. Mızraklarını da bırakırlardı. Artık ne silâh sesi duyulurdu; ne mızrak şakırtısı… Şöyle ki:

Bir kimse, babasının katilini aramakta iken; onu receb ayında görse, saldırmazdı. Onu hiç görmemiş, ondan bir haber almamış gibi olurdu.

– Asamm.

Adının verilmesi bu sebebe dayanır.

Denilmiştir ki:

– Receb ayına Asamm, isminin verilmesinin bir sebebi odur ki; receb ayında, Allah-ü Teala’nın (CC), hiç bir kavmi gazabına uğrattığı duyulmamıştır. Zira, Allah-ü Teala (CC), geçmiş ümmetlere, sair aylarda azap etmiştir. Ümmetlerden hiç birine bu ayda azab etmemiştir.

Bu ay içinde, Nuh aleyhisselâmı gemiye bindirdi. O (AS) ve beraberinde olanlar, altı ay, gemide yüzüp gittiler.

İbrahim Nehaî şöyle anlattı:

– Receb ayı, Allah’ın (CC) ayıdır.

Nuh aleyhisselâmı bu ayda gemiye bindirdi. Nuh aleyhisselâm, gemiye bindikten sonra oruç tuttu. Beraberinde bulunan kimselere de oruç tutmaları için emir verdi.

Bu sebeple, Allah-ü Teala (CC) kendisini ve beraberinde olanları tufandan kurtardı. Yeryüzünü, şirkten ve düşmanlardan temizledi.

Üstte anlatılan rivayeti, İbrahim Nehaî’den başkaları, Rasulüllah (SAV) Efendimize bağlamışlardır.

Bize, Hibetullah Ebu Hazim’den naklen; O dahi, Sehl b. Saad’dan (RA) naklen gelen rivayete göre; Rasulüllah (SAV) Efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır:

– “Dikkat ediniz; receb ayı, haram aylardan biridir. Nuh aleyhisselâmı Allah-ü Teala (CC) o ayda gemiye bindirdi. Nuh aleyhisselâm, gemide iken oruç tuttu. Gemide kendisi ile beraber olanlara oruç tutmaları için emir verdi. Böylece, Allah-ü Teala (CC), yeryüzünü tufanla küfürden ve azgınlıktan temizledi.”

Denilmiştir ki:

– Bu aya Asamm, adının verilmesi, şu sebepledir ki:

Senin cefanı ve hatanı duymaz. Daima iyiliğini duyar. Ey mümin o, senin şerefini dinler.

Allah-ü Teala (CC) onu, senin hatalarından yana, cefalarından yana sağır eylemiştir. Ta ki: Kıyamet günü, senin aleyhine şahitlik etmeye.

Senin için yapacağı şahitlik: Senden duyduğu iyiliğe ve onda işlediğin iyi amele dair olacaktır. Senin faziletini anlatacaktır.

Receb ayı için:

– ŞEHRÜLLAH’İL-ESABB

Adının verilmesini de anlatalım. Şöyle ki:

Allah-ü Teala (CC), kullar üzerine rahmet yağdırır.

Allah-ü Teala (CC), bu ayda kullarına öyle ikramlar eder, öyle sevaplar verir ki; onları hiç bir göz görmemiştir, kulaklar duymamıştır, bir beşerin kalbine onların ne olduğunu anlamak dahi gelmemiştir.

Şu rivayeti, bize Şeyh İmam Hibetullah yolu ile, İbn-i Mübarek Sakatî A’maş’tan almıştır. A’maş dahi, İbrahim, Alkama’dan almıştır.

Alkarna dahi, Ebu Said-i Hudrî’den naklen, Rasulüllah (SAV) Efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

– “Allah (CC) katında ayların sayısı on ikidir. Yeri ve semaları Allah (CC) yarattığı günden beri bu böyledir. Bu aylardan dört tanesi haram ay olup şunlardır: Allah’ı (CC) asamm ayı receb. Bu ay tek başınadır. Kalan üç tanesi peş peşe olup şunlardır: Zilkade, zilhicce, muharrem.

Receb, Allah’ın (CC) ayıdır. Şâban, benim ayinidir. Ramazan, ümmetimin ayıdır.

Bir kimse, receb ayı içinde, imanla ve sevabını Allah’tan (CC) bekleyerek bir gün oruç tutarsa, Allah’ın (CC) en büyük rızasına hak kazanır. Firdevs cennetinin en üst katına yerleşir.

Receb ayında iki gün oruç tutana iki kat ecir verilir. Her katın ağırlığı dünya dağlarına benzer.

Bir kimse, receb ayında üç gün oruç tutar ise, Allah-ü Teala (CC) cehennemle onun arasına bir hendek açar. Bu hendeğin uzunluğu bir senelik yoldur.

Bir kimse, receb ayında dört gün oruç tutar ise, şu hastalıklardan afiyet bulur: Delirmek, cüzzam, abraş. Mesih deccalin fitnesinden dahi kurtulur.

Bir kimse, receb ayında beş gün oruç tutar ise, kabir azabından kurtulur.

Bir kimse, receb ayında altı gün oruç tutar ise, kabrinden çıktığı zaman yüzü: Bedir halindeki ay aydınlığından daha nurludur.

Bir kimse, receb ayında yedi gün oruç tutar ise, hepsi cehennemin kapısı için olur ki: Her gün, cehennemin kapılarından birini kapatır.

Bir kimse, receb ayında sekiz gün oruç tutar ise, cennetin sekiz kapısı vardır. Allah-ü Teala (CC) her gün için cennetin bir kapısını ona açar.

Bir kimse, receb ayında dokuz gün oruç tutar ise, kabrinden kalkarken şöyle diyerek kalkar:

– Eşhedü en lâ ilâhe illallah.

Ve, o kimsenin yüzü: Cennetten başka yana döndürülemez.

Bir kimse, receb ayında on gün oruç tutar ise, Allah-ü Teala (CC) onun için sırat köprüsünde her gece onun için bir yatak serer. Orada istirahat eder.

Bir kimse, receb ayında onbir gün oruç tutar ise, kıyamet günü, ondan daha faziletli biri görülmez. Meğer ki: Onun kadar oruç tutmuş ola.

Bir kimse, receb ayında on iki gün oruç tutar ise, Allah-ü Teala (CC) kıyamet günü, kendisine iki hulle giydirir. O hallerden biri, dünya ve içindekilerden hayırlıdır.

Bir kimse, receb ayında on üç gün oruç tutar ise, kıyamet günü onun için arşın altında bir sofra kurulur. O sofradan yer. Halbuki insanlar, şiddet için şiddettedirler.

Bir kimse, receb ayında on dört gün oruç tutar ise, Allah-ü Teala (CC) ona hiç bir gözün görmediği, kulakların duymadığı, bir beşerin dahi kalbine gelmeyen ihsanlar yapar.

Bir kimse, receb ayında on beş gün oruç tutar ise, Allah-ü Teala (CC) onu, emin kimselerin durduğu yerde durutur. Onun yanında geçen her mukarreb melek ve her mürsel peygamber ona şöyle der:

– Ne mutlu sana, sen emin kimselerdensin.”

Bir başka rivayette, üstteki kimse için şöyle buyurulmuştur:

– “On beş günden fazla oruç tutar ise.”

Hadis-i şerife devam edelim:

– “Bir kimse, receb ayında on altı gün oruç tutar ise, Rahman Allah’ı (CC) ilk ziyaret edenlerden olur ve ona bakar, kelâmını da duyar.

Bir kimse receb ayında on yedi gün oruç tutar ise, Allah-ü Teala (CC) onun için her milde bir dinlenme yeri yaratır; orada dinlenir.

Bir kimse, receb ayında on sekiz gün oruç tutar ise. İbrahim aleyhisselâmın kubbesine yakın olur.

Bir kimse, receb ayında on dokuz gün oruç tutar ise, Allah-ü Teala (CC) onun için cennette bir saray yapar ki; bu saray İbrahim Aleyhisselâmın ve Âdem aleyhisselâmın sarayının karşısına düşer.

Bu arada, kendisi onlara selâm verir; onlar dahi kendisine selâm verirler.

Bir kimse, receb ayında yirmi gün oruç tutar ise, semadan bir nidâcı kendisine şöyle seslenir:

– Ey Allah’ın (CC) kulu! Allah-ü Teala (CC) senin geçmişteki günahlarını bağışladı. Bundan sonrası için, yeni ameller işlemeye bak.”

İMAM GAZALİ ŞABAN AYININ FAZİLETİ

 


İMAM GAZALİ ŞABAN AYININ FAZİLETİ

Bu aya «Saban» adinin verilmesi, kendisinden bir çok iyiliklerin dogmasi yüzündendir. «Saban» kelime olarak «patika» mânâsina gelen ve «faydali bir yol» demek olan «sî´b» mastarindan türemistir.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

“Saban Ayi girince, nefsinizi temizleyin ve bu ay boyunca niyetlerinizi iyi ediniz.”

Hz. Ayse buyurur ki;

«Peygamber’imiz bize

«hiç bozmayacak» dedirtecek kadar oruç tutar ve «Artik oruç tutmaz» detirtecek kadar yerdi. En çok Saban Ayi içinde oruç tutardi.»

Usame Ibni Zeyd buyurur ki:

«Peygamber ‘imize «Yâ Rasülellah , seni Saban Ayi kadar hiç bir ayda oruçlu görmüyorum» dedim. Bana söyle cevap buyurdu;

«Saban, Receb Ayi ile Ramazan Ayi arasinda ihmal edilen bir aydir. Bu ay içinde amellerin Allah katina çikarildigi bir aydir. Bende amelim Allah Katina çikarken, oruçlu olmak istiyorum.»

Buhâri ile Müslim’e göre. Hz. Ayse buyurur ki;

«Peygamber ‘imizin Ramazandan baska hiç bir ayi sonuna kadar oruçlu geçirdigini görmüs degilim. Saban ayindan fazla içinde oruç tuttugu bir ay da görmedim.»

Baska bir rivayete göre. Hz. Ayse «Saban Ayi’nin hepsini oruçlu olarak geçirirdi» seklinde iken Müslim’in bir rivayetine göre de «Cok azi müstesna Saban Ayi’ni oruçlu geçirdigi» bildirilmektedir. Ikinci rivayet, ilkini açiklamaktadir. Buna göre «Tamâmin tutardi» demek. «Büyük bir çogunlugunu oruçlu olarak geçirirdi» demektir.

Söylendigine göre, yer yüzünde Müslümanlarin nasil iki bayrami varsa gökte meleklerin de iki bayram gecesi vardir. Meleklerin bayram geceleri. Saban Ayi’nin onbesinci gecesine rastlayan «Berat» gecssi ile «Kadir» gecesidir.

Mü’minlerin bayramlari ise Ramazan Bayrami ile Kurban Bayramidir. Bu yüzden Saban Ayi’nin onbesinci gecesi «Melekler Bayrami» adi verilmistir.

Sübkî Tefsir Kitabinda buyurdu ki; «Saban Ayi’nin onbesind Gecesi (Berat Gecesi) bir yilin günahlarini. Cuma Gecesi bir haftanin günahlarini. Kadir Gecesi de bütün ömrün günâhlarini giderir» Yani bu geceleri ibadet üe geçirmek, günâhlarin giderilmesine sebeb olur.

Bu yüzden Berat Gecesi’nin bir adi da «Keffaret Gecesi»´dir. Peygamber ‘imizin «Iki bayram gecesi ile Saban Ayi’nin onbesinci gecesini ibâdetle geçirenlerin kalbieri, diger kalblerin öldügü gün ölmez» seklindeki hadisine dayanarak bu gecenin bir baska adi da «Hayat Gecesidir.

Ayrica Peygamber ‘imizin Saban’in onüçüncü gecesi yaptigi duâ üzerine ulu Allâh’in kendisine Ümmetinin üçte biri üzerinde sefaat yetkisi verdigini, ondordüncü gecesi yaptigi dua üzerine kendisine ümmetinin üçte ikisi üzerinde sefaat yetkisi verdigini ve onbesinci gecesi duâ etmesi üzerine israrla Allah’in emrinden kaçanlar disinda kalan bütün ümmeti üzerine sefaat yetkisi verildigini bildiren bir rivayete dayanarak. Sabanin onbesinci gecesine «Sefaat Gecesi» adi verilmistir.

Yine Peygamber ‘imizin

«Ulu Allah Saban ayinin onbesinci gecesi kullara nazar eder ve Allah’a ortak kosanlar ile bozguncular disinda kalan bütün herkesi afveder» seklindeki bir hedisine göre de bu gece «Magfiret Gecesi» adini almistir.

Asagida nakledecegimiz hâdiseye dayanarak, bu geceye «Azâd Gecesi» adi da verilir. Sahâbilerden Hz. Enes Ibni Mâlik buyurur ki; «Peygamber ‘imiz bir gün beni bir is için Hz. Ayse ‘nin evine gönderdi. Eve varinca Ayse’ye

«Çabuk ol, cünki ben Peygamber ‘imizin yanindan, etrafindakilere Saban Ayi’nin onbesinci gecesini anlatirken ayrildim» dedim.

Bunun üzerine Hz. Ayse bana buyurdu ki: «Yâ Enes otur da sana Saban Ayi’nin onbesinci gecesi hakkinda bîr hâdise anlatayim. O gece sira bende idi. Peygamber eve geldi, yanimda yataga girdi. Fakat geceleyin uyaninca onu yanimda bulamadim. Içimden «Her halde Kibdi Cariyesinin evine gitti» dedim. Evden Mescid’e vardim, karanlikta ayagim O’na takildi. O söyle diyordu:

«— Sana cismim ve duygularimin kemâli secde etti. Kalbim sena inandi. Iste elim. Ey ulu Allah, onunla isledigim bütün kusurlara gelince, her uludan istenir, sen de büyük günâhlarimi bagisla. Yüzüm yaraticisina, biçimlendirenine ve üzerine göz ve kulak acana secde etti.»

Arkasindan basini kaldirip söyle dedi:

«— Allah’im! Bana içimde senin korkunu tasiyan, sirkten ari ve uzak, kâfir ve günahkâr olmayan bir kalb nasib eyle.»

Arkasindan yine secdeye kapanarak söyle dedi:

«— Öfkesinden kaçinip rizana, cezandan çekinip afvina, senden uzak kalmaktan sakinip Sana siginirim. Ben seni övecek sifatlari sayamam. Sen kendini övdügün gibisin. Ben kardesim Davud gibi (A.S.) «Efendim için yüzümü topraga sürdüm, efendimin sanina yarasan, afvetmektir» diyorum.»

Arkasindan basini kaldirinca O’na «Ana-babam yoluna feda olsun. Sen bîr vadidesin, ben baska bir vadide (Sen de yapiyorsun, benim oklima geten ne idi)» mânâsina gelen bir sey» dedim. Bunun üzerine bana söyle buyurdu.

«— Ey Hümeyra! Bu gecenin Saban Ayi’nin onbesinci gecesi oldugunu bilmiyor musun? Ulu Allah, bu gece kalb kabilesinin sürüsünün koyunlarinin killari sayisi kadar kisiyi cehennemden âzâd eder. Yalniz su alti kisi müstesna:

Devamli icki içenler, ana-babanin kalbini kiranlar, zinaya düskün olanlar, almayacagi bir malin fiyatini yükseltmek için alis – verise karisanlar, suret (resim) yapanlar ve kogucular.»

Peygamber ‘imizin:
«Saban Ayi’nin onbesinci gecesi Azrail (A.S)’e bir sonraki Saban Ayina kadar ölecek olanlarin isimleri bildirilir. Insan, bir yardan agac diker, evlenir ve evler yaparken öbür yandan adi ölecekler arasina geçmistir. Azrail (A.S) kendisine son emir verilerek onun canini almayi beklemektedir» seklindeki bir hadisine dayanarak, bu geceye verilen bir isim de «Kismet ve Takdir Gecesi» dir.

İMAM GAZALİ RAMAZAN AYI BAYRAMI

 


İMAM GAZALİ RAMAZAN AYI BAYRAMI
mam Gazali'den oruç ve Ramazan'a dair
"Yemek içmeyi terk etmeye, azaları da katmalıdır. İnsan dilini gıybetten, gözünü haram olana bakmaktan ve diğer azalarını günahlardan muhafaza eder. Kalbi kötü düşüncelerden, vesveselerden koruyup, kalbi ancak Allah'ı zikre tahsis etmelidir."
Resûlullah Aleyhisselam Efendimiz, bir hadis-i kudsîde buyuruyor ki: “Allah buyurur; Ademoğlunun her iyi amelinin mükafatı, on mislinden yediyüz misline kadar kat kat verilir. Ancak oruç böyle değildir. O'nun mükafatını bizzat ben vereceğim. Kulum şehvetini ve yemeğini benim için terk eder. Oruç tutan için iki ferahlık vardır. Biri iftar ederken diğeri Rabbine kavuştuğu zaman. Allah katında, oruç tutanın ağız kokusu misk kokusundan daha hoştur.”
Yine Resûlullah Efendimiz buyuruyor ki, “Her şeyin kapısı vardır. İbadetin kapısı da oruçtur.” Orucun bu hasletlere malik olmasının iki sebebi vardır. Oruç, nefsin heva ve arzularından men edilmesine dayanan gizli bir ameldir ki, ona ancak Allah muttali olur. Allah'dan başka hiç bir kimse muttali olamaz. O, namaz, zekat ve diğer ameller gibi değildir.
Oruç, esrarı itibarı ile üç derecedir
Oruç, şeytanı kahreder. Şeytan Allah'ın düşmanıdır. Bu düşman ancak şehvani arzular vasıtası ile kuvvetlenir. Açlık ise şeytanın aletlerinden olan bütün şehvani istekleri yok eder. Bunun içindir ki, Resul-i Ekrem aleyhisselam “Şeytan ademoğlunun kan damarlarında dolaşır. Şeytanın dolaştığı kanalları açlıkla tıkayınız.” buyuruyor. Bu hadis-i şerif, Resûlullah Efendimizin bir diğer hadis-i şerifinin manasını apaçık ortaya koymaktadır: “Ramazan ayı girdiği vakit, bütün cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar bağlanır. Bir nidacı, nida ederek der ki: “Ey hayrı isteyen koş, ey şerden isteyen vazgeç.”
Bil ki oruç, mikdarı itibarı ile üç derecedir ve yine oruç esrarı itibarı ile üç derecedir. Orucun mikdarı itibari ile derecelerinin en aşağı olanı, Ramazan ayında oruç tutmakla iktifa etmektir. En alası ise Hazreti Davud orucudur. Hazreti Davud'un orucu, gün aşırı oruç tutmaktır, yani bir gün tutup bir yemektir.
Hadis-i şerifte varid olduğuna göre, bu şekil oruç tutmak yılın hepsini oruçlu geçirmekten daha efdaldir. Ve yine o oruç, oruçların en efdalidir. Onun sırrı da şudur; senenin tümünde oruç tutan kimse için oruç tutmak adet halini alır ve oruç tutmakla nefsinde bir kırıklık, şehvani isteklerinde bir eziklik ve kalbinde bir sevinçlik his etmez. Çünkü, nefis ancak kendisini zaafa düşürecek şeyle müteessir olur. O şeyde nefis alışkınlık elde ederse ondan mütessir olmaz. Bu uzakta değildir. Çünkü doktorlar ilaçların içiminde alışkanlıktan men ederler ve derler ki; ilaç içmekte alışkanlık haline gelen kimse hastalandığı vakit, alıştığı o ilaçtan fayda bulamaz. Zira, onun vücudu o ilaca alışmış olduğundan ilacın tesirini bulamaz.
Bil ki, kalblerin tıbbı, bedenlerin tıbbına yakındır. O, Resûlullah Aleyhisselamın, Abdullah bin Ömer'in (r.a) kendisine oruç hakkında sorduğu vakit, buyurduğu hadisin bir sırrıdır ki, Resûlullah Aleyhisselam, İbn Ömer'e “Bir gün oruç tut ve bir gün tutma.” buyurdu. İbni Ömer (r.a) de “Ben ondan daha faziletlisini istiyorum” dedi. Bunun üzerine Resûlullah Aleyhisselam; “Ondan efdali yoktur.” buyurdular.
Bunun içindir ki Resûlullah Aleyhisselam felan kişi bütün seneyi oruçlu geçirdi denildiğinde, “O ne oruç tuttu ve ne de iftar etti.” buyurdular. Hatalarla Kur'an-ı Kerim okuyan bir adam hakkında Hazreti Aişe'ye “Şüphesiz bu ne Kur'an okudu, ne de sustu” buyurduğu gibi.
Yeme içmeyi terk etmeye, azaları da katmalıdır
Orta dereceye gelince; o yılın üçte birinde oruç tutmaktır. Haftanın Pazartesi ve Perşembe günlerini oruç tutar, buna Ramazan ayını da eklersen senin dört ay, dört gününü oruçlu geçirmiş olursun ki o da üçte birinden fazladır. Fakat, Kurban Bayramı'ndaki teşrik günlerinden birinin oruçsuz geçeceğine göre fazlalık üç güne düşer. İki bayramda iki gün oruç tutulması doğru olmadığında tutulmayan günler üç gün olur ki, fazla olan gün bir gün olur.
Fazla olan diğer bir günün hesabını yaptığında onu bilirsin ve böylece tutulan günler senenin üçte biri olan dört ay olur. Bundan az oruç tutmak sana yaraşmaz. Zira o, yani yılda dört ay oruç tutmak, hem hafiftir, hem de sevabı çoktur.
Orucun esrarının üçüncü derecesine gelince; o, yemek içmeği terketmekten ibaret olan oruçtur. Bu derecelerin en ednasıdır. Çünkü, yemek içmekten kaçınırlar fakat, azaların yapacakları küçük ve büyük günahlardan kaçınmazlar. Bu avamın tuttuğu oruçtur. O da, onların isimle kanaat etmeleridir.
Yemek içmeği terk etmeye, azaları da katmalıdır. İnsan dilini gıybetten, gözünü haram olana bakmaktan ve diğer azalarını günahlardan muhafaza eder. Kalbi kötü düşüncelerden, vesveselerden koruyup, kalbi ancak Allah'ı zikre tahsis etmelidir. Bu orucun kemali olduğu gibi en has ve en iyi olan kimselerin orucudur.
Sonra orucun bir sonu var ki onunla kemal bulur. O da, şüpheli dahi olmayan helal yemekle iftar etmektir.
Gündüz yiyemediğini yemek suretiyle helal olan yemekten çok yememelidir. Böyle yapan bir öğünde iki öğünün yemeğini yer, midesini doldurup ağırlaştırır ve şehvetini kuvvetleştirir, orucun sırrını yok eder. Onu gece kalkıp namaz kılmaktan uzaklaştırarak tembelliğe sevk eder. Çok kere sabah namazından önce uyanmaz. Bunların hepsi zarar ve ziyandır.