pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 ABDULKADİR GEYLANİ VAAZLARI

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

17 Eylül 2022 Cumartesi

ABDÜLKADİR GEYLANİ 1. SOHBET KADERE RAZI OLMAK

ABDÜLKADİR GEYLANİ 1. KADERE RAZI OLMAK
Şeytanı yenilgiye uğratmak mümkün mü ? Ölmeden önce ölmek ne anlama geliyor? Kader nedir ? Nefsin ıslahı için ne yapılmalı ? Sıkıntı, yalnızlık ve korku nasıl geçer ? “Kalbi temiz olmak”, insanı kurtarır mı ? Kaderde olan şeyler başa gelmeye başladığı zaman ne yapmalıyız ?Tevekkül ve ihlasın ölmesi ne demektir ? Kadere karşı çıkan nefsi, Allah'ın takdirine nasıl razı edebiliriz ? gibi merak ettiğiniz soruların cevaplarını Evliyalar Sultanı, Gavsu'l Azam, Seyyid, Şeyh Abdulkadir Geylani Hazretleri'nden dinleyeceksiniz.

ABDÜLKADİR GEYLANİ 2. SOHBET KENDİNİ ALLAHA MUHTAÇ HİSSETMEK

ABDÜLKADİR GEYLANİ 2. KENDİNİ ALLAHA MUHTAÇ HİSSETMEK Sonsuz mutluluğun sırrı nedir ? Niçin yaratıldık ? İçi dışı bir olmayanların akıbeti ne olur ? Kalplere ve gözlere inen perdeler nasıl kaldırılır ? Bela ve musibetlerin sırrı nedir ? Gaflet uykusundan nasıl uyanılır ?

ABDÜLKADİR GEYLANİ 3. SOHBET ALLAHTAN BAŞKASINA İHTİYAÇ DUYMAMAK

ABGelişigüzel dünyalık istemenin tehlikeleri nelerdir ? Amelsiz ilim fayda verir mi ? İlahi sırları keşfetmek mümkün mü ? Sabretmenin mükafatı nedir ? Kibir ve kendini beğenmek, hangi felaketlere yol açar ? Kısmetinde bulunmayanı istemenin cezası nedir ? gibi merak ettiğiniz soruların cevaplarını, Evliyalar Sultanı, Gavsu'l Azam, Seyyid, Şeyh Abdulkadir Geylani Hazretleri'nden dinleyeceksiniz.

ABDÜLKADİR GEYLANİ 4. SOHBET TÖVBE

ABDÜLKADİR GEYLANİ 4. TÖVBE
Tövbe kapısı ne zaman kapanacak ? Günahlarla kirlenen ruhlar nasıl temizlenir ? İbadetlerin kabul edilme alametleri nelerdir ? Allah katında makbul duaların özellikleri nelerdir ? Halinden başkalarına şikayetçi olmanın zararları nelerdir ? Allah’ın kabul edeceği bir tövbe nasıl olmalı ? gibi merak ettiğiniz soruların cevaplarını, Evliyalar Sultanı, Gavsı Azam, Seyyid, Şeyh Abdulkadir Geylani Hazretlerinden dinleyeceksiniz.

ABDÜLKADİR GEYLANİ 5. SOHBET ALLAHIN KULUNU SEVMESİ

Bu sohbette; Allah’a gerçek bir kulluk nasıl olmalı ? Allah’ın kabul ettiği güzel amellerin özellikleri nelerdir ? Cahil ve ahmaklarla arkadaşlık, hangi felaketleri getirir ? Aşırı rızık endişesi ve hırsı nelere yol açar ? Allah’ın rızasını ve yakınlığını kazanmak nasıl mümkün olur ? Kıyamet günündeki elim azaptan nasıl kurtulunur ? gibi merak ettiğiniz soruların cevaplarını, Evliyalar Sultanı, Seyyid, Şeyh Abdulkadir Geylani Hazretleri'nden dinleyeceksiniz.

ABDÜLKADİR GEYLANİ 6. SOHBET MÜMİN KARDEŞİNE NASİHAT

Allah dostlarının özellikleri ve alametleri nelerdir ?
Müminlerin birbirlerine karşı öğütleri nasıl olmalı ? Nefsani arzuların esiri olmaktan nasıl kurtulunur ? Nasibinde olmayan rızkı istemenin tehlikeleri nelerdir ? Kalp gözü körlüğünün ve basiretsizliğin nedenleri nelerdir ? gibi merak ettiğiniz soruların cevaplarını Evliyalar Sultanı, Gavs-ı Azam, Seyyid, Şeyh Abdulkadir Geylani Hazretleri'nden dinleyeceksiniz.

ABDÜLKADİR GEYLANİ 7. SOHBET SABIR

Afet ve musibetlerle dolu olan dünya hayatına neden sabretmek gerekir ? Takva sahibi olanların alametleri nelerdir ? Kadere rıza göstermeyenlerle arkadaşlık olur mu ? Allah'tan başka bütün sevgileri kalpten çıkarmanın neticeleri nelerdir ? Doğru yolu bulmanın sırrı nedir ?

ABDÜLKADİR GEYLANİ 8. SOHBET İKİ YÜZLÜLÜK

Mürailerin yani ikiyüzlü insanların özellikleri, alametleri nelerdir ? Gerçek bir kulluk ve ibadet nasıl olmalıdır ? Allah'ın rahmetine ve lütuflarına nail olmak için neler yapılmalıdır ? Masivadan yani Allah'tan başka herşeyden sıyrılmak insana neler kazandırır ? Nefsin kötü arzu ve isteklerine karşı gelmek ve onu Allah'a itaatkar bir hale getirmek için ne yapmalıyız ? Şeytanın kalbimizde çadır kurmaması için ne yapmalıyız ?

ABDÜLKADİR GEYLANİ 9. SOHBET MÜMİNİN İMTİHANA TABİ TUTULMASI

Aziz ve Celil olan Allah tarafından imtihana tabi tutulmamızın hikmetleri, sırları nelerdir? Allah sevdiği kullarına azab eder mi ? Maruz kalınan belalara karşı sabrın Allah katındaki mükafatı nedir ? Allah'ın takdirine razı olmak, bizi hangi lütuflara mazhar kılar ? Dünyevi emel ve arzular karşılığında ahireti satmanın getireceği felaketler nelerdir ? Allahü Teala takva sahiplerine, hangi nimetlerde, lütuflarda ve ihsanlarda bulunur ? Allahü Teala'dan haya etmek neden önemlidir ?

ABDÜLKADİR GEYLANİ 10. SOHBET KULLUĞU ZORLUK SAYMAMAK

Aziz ve Celil olan Allah'a kulluğu zorluk saymaktan nasıl kurtulunur ? Bütün ibadet ve taatleri yalnızca Allah için yapmanın mükafatları nelerdir ? Münafıklık alametlerinden kurtulmak için nelere dikkat edilmelidir ? Dağlayıcı ve kızgın bir ateşe atılmamak için bir müminin yapması gerekenler nelerdir ? Dinin özüne uymak neden önemlidir ? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ahlakına uymak insana neler kazandırır ? Kur'an-ı Kerim'i ezberleyip de onunla amel etmemek insanın başına hangi belaları açar ?

ABDÜLKADİR GEYLANİ 11. SOHBET ALLAHI BİLMEK

Aziz ve Celil olan Allah'ı bilmek ve tanımak niçin önemlidir ? Herşeye gücü yeten Allah'ı tanıyanların hayatlarında neler değişir ? Nefsi başıboş bırakmak hangi tehlike ve afetlere sebebiyet verir ? Allahü Teala'nın yardımı ne zaman inanan bir kalbin yanında olur ? Allah'tan başka herşeyi kalpten çıkarmak insana ne kazandırır ?

ABDÜLKADİR GEYLANİ 12. SOHBET ALLAHTAN BAŞKASINDAN İSTEMEMEK

İzzet ve Celâl sahibi Allah’a talip olmanın faydaları nelerdir ? İzzet ve Celâl sahibi Allah’a yakınlığın ve O’nun lûtfunun alâmeti nedir? Allah katında hangi mertebede ve mevkideyiz ? Yüce melekût aleminde ismimiz ve lâkabımız nedir ? Tutulan bir orucun oruç olabilmesi için nelere dikkat edilmelidir ? Gıybetin yani dedikodunun amellerimize etkisi nasıl olur ? Şehvetle bakış, şehvani arzuların esiri olmak hangi felaketlerin habercisidir ? Yalan yere yemin etmek insan hayatında nasıl bir etki bırakır ?

ABDÜLKADİR GEYLANİ 13. AHİRET ENDİŞESİ OLMALI

Ahiret endişesini dünya endişesinin önüne almak ne gibi faydalar sağlar ? Emrolunmadığı şeylerle iştigal eden insanın akıbeti nasıl olur ? Elde edilen dünyalıkların bereketi neyle hasıl olur ? İzzet ve Celal sahibi Allah'ı hakkıyla bilip tanımayanların sonu ne olacaktır ? İlmiyle amil olmayan alimlerin ellerine ne geçer ? Tövbede sebat göstermek ve ihlaslı olmanın hikmetleri nelerdir ? Cahile bir kere, alime ise yedi kere yazık, hadisi şerifi ne anlama geliyor ?

ABDÜLKADİR GEYLANİ 14. SOHBET MÜNAFIKLIK

Ulema, evliya ve salihleri çekiştirmek insanın başına hangi felaketleri getirir ? Münafıkların öldükten sonra kabirlerindeki durumu nasıl olacaktır ? Dinde şecaat yani cesaret hangi durumlarda gerçekleşmelidir ? İlmi ile âmil, takvâ sahibi âlimlerle sohbet ve arkadaşlık etmenin faydaları nelerdir ? Allah'tan başkası için iş yapmak küfür müdür ? Fakir ve zengin kişilere farklı muamele göstermek neyin alametidir ? Allah rızası için verilen sadakaların karşılığında, Allah'ın mükafatı neler olacaktır ? Allah'ın dinine yardım etmek kişiye hangi dünyevi ve uhrevi zaferler sağlar ?

ABDÜLKADİR GEYLANİ 15. SOHBET MÜMİNİN KENDİ NEFSİNE İKRAMI

İzzet ve Celâl sâhibi Hakk’ın kapısına yakın olmanın yolu nedir ? Dünyadayken kalben Allah'a ulaşmanın yolları nelerdir ? Günah işlemeye devam edenlerin sonu nasıl olacaktır ? Mal-mülk ve servetlerle Allah'a şirk koşmak nasıl cezalandırılır ? Hangi ilim fayda verir, hangi ilim zarar vererek dalalete düşürür ? Musibetlere sabredip tahammül göstermenin mükafatı nedir ?

ABDÜLKADİR GEYLANİ 16. SOHBET KURAN İLE AMEL ETMEK

Kur'an ile amel etmek insanı hangi manevi makamlara eriştirir ?

Dullara, yetimlere, fakirlere, yoksullara ve muhtaç durumda olanlara yardım etmenin faziletleri nelerdir ?
İzzet ve Celal sahibi olan Allah'ı zikretmenin faydaları nelerdir ?
Cehennem ehlinin işlediği ameller nelerdir ? Cahil ile alim arasındaki farklar nelerdir ?

ABDÜLKADİR GEYLANİ 17.SOHBET RIZIK ENDİŞESİ TAŞIMAMAK

Rızık endişesinden nasıl kurtulabiliriz ?
Nefsin, hevai arzuların ve şehvani isteklerin esaretinden kurtulmanın yolları nelerdir ? Allah'tan başka herşeyden nasıl arınabiliriz ?
Basiret neden kapanır ?
Dünyaya olan düşkünlük ve sevginin sonuçları nelerdir ?
Yapılan amellerle övünmek hangi tehlikelere yol açar ?

ABDÜLKADİR GEYLANİ 18. NEFS HEVA ŞEYTANA KARŞI SAVAŞ

ABDÜLKADİR GEYLANİ 18. NEFS HEVA ŞEYTANA KARŞI SAVAŞ Bu konuşma, pazar sabahı Ribat'da yapıldı. Konuşma tarihi: Hicri, 16 Zilkade 545 (Miladi 1150). Bu sohbette; Kaç çeşit cihad vardır ve özellikleri nelerdir? Şeytana itaati bırakıp Allah'a kulluk etmenin mükafatları nelerdir? Kâmil imân sahibi olmak nasıl mümkün olur? Kurtuluşa ermenin sırrı nedir? Nefse karşı cihad açmak için bilinmesi gerekenler nelerdir? Allah'ın razı olduğu ve sevdiği kullarının özellikleri nelerdir? Konuları işlenmiştir… Allahü Taâlâ iki cihad emretti. Biri içten, öbürü dıştan. İç âlemde olacak cihad, nefisle, kötü arzularla, şeytani duygularla olur. Ayrıca, isyandan dönmek, küçük hataları bırakmak da iç âlemde yapılacak cihad arasındadır. Haram olan şehevi arzuları bırakmak da bunlar arasında sayılır. Dış âlemde yapılacak cihad ise, Allah'a ve Peygamberine (S.A.) isyan edenleri yola getirmektir. İsyan kılıcı çekenleri hizaya getirmektir. Oklarını kırmak ve mızraklarını parçalamak bu cihad arasındadır. Bu yolda öldürmek olduğu gibi, ölmek de vardır. Ama ne olursa olsun, iç âlemdeki cihad dış âlemdekinden daha zordur. Ve daima üzerinde durmak icab eder. Nasıl zor olmasın ki?.. Nefis bütün arzularından kesilir. Sonra tek yol açılır. O da Allah'ın emri yolu... Bu, onun doymak bilmeyen hırsını tatmin edemiyor!.. Bir kimse, iki cihad vazifesinde de Allah'ın emrine uyarsa, ona dünya ve âhirette bol mükâfat vardır. Harp anında şehitler acı duymazlar. Ancak bir kimse kolundan alınan kandan ne kadar sızı duyarsa şehit de kılıç darbesinden o kadar sızı duyar. Bir hatalının günahı bırakması, susuzun suya olan ihtiyacı kadar önemlidir. Şehit bunu bilir, ölümden korkmaz. Şehadetle bütün hatalarının affına inanır. Bu yüzden hiçbir cihaddan çekinmez. Ölüm acısını da duymaz. Ey cemaat! Size teklif ettiğim iş, daha iyisini vereceğime karşılıktır. Hakkı isteyenler, onun tarafından istenmiş olur. Bu zâtların her anı bir olur. Kendine göre emri ve yasağı vardır. Zahirdeki emri yerine getirdikten sonra, kalblerin hoşlanmadığı şeyi de yapmazlar. Bunlar diğer insanlara benzemez. Hele Allah ve Peygamberinin (S.A.) düşmanları olan içi bozuklara hiç benzemezler, içi bozuklar ateşe atılacaklardır. Hakk’ı bilmeyen ve ona düşmanlık eden nasıl ateşte yanmaz? Bunlar dünyada, Hakk'a uymuyorlardı. Şahsî olan kötü arzu, şeytanlık duygusu, kötü âdetler onları bu hâle getirdi. Dünyayı öbür aleme tercih ettiler. Nasıl ateşe atılmasınlar ki, şu azîm Kur’an'ı dinlediler, ama ona iman etmediler. Onunla iş tutmadılar. Ne emrini tanıdılar ne de yasaklarından vazgeçtiler. Ey cemaat! Şu yüce Kur’an'a inanınız. Ve işlerinizi ona göre yapınız. Yaptığınız işler Kur’an’ın emri dahilinde ve temiz olsun. İşlerinizde ihlâs olsun. Görsünler diye, iş yapmayınız. Bir iş yaparken içiniz başka, dışınız başka olmasın. Halkın övmesini beklemeyiniz; onlardan bir şey ummayınız. Bu söylenen şeyleri, halkın tümünden biri ancak yapabilir. Çalış, o bir kişi sen ol. Kur’ân'a iman edip işlerini ona göre yürütenler azdır. Ona iman edip iş tutanlar parmakla gösterilecek kadar az olduğu için nifakçılar çoğaldı; ihlâs sahipleri azaldı. Sizi Hakk’a kulluk etmekten ne aldı? Ona karşı tembelliği size kim dedi? Düşman tarafına çalışmayı size kim sevdirdi? Size kötü vaadlerde bulunan şeytandır. Onun vaadleri yalandır. Can ve başları ile Hak tarafında olanlar, Hakk'ın emir ve tekliflerinden dışarı çıkmazlar. Sabra dayanırlar. Sabır hâlinin Mevlâ’nın teklif ve kaderinde saklı olduğunu bilirler. Bu sebeple kader, kaza ve İlâhî teklifler ne yönde ise oraya koşarlar. Dünya ve âhiretin bol hayrına böylece kavuşurlar. İlâhî tasarruf büyüklerin uyduğu şeydir. O tasarruf, büyükleri bir defa sabra götürür; sonra da şükre kavuşturur. Bulunca alır şükrederler. Olmayınca sabra devam ederler. İlâhî tasarruf onları bu hâle getirir. Bir kere uzaklığa düşer, sonra yakınlığa ererler. Güçlük ve darlık duygusuna kapılırlar. Zengin veya fakir olabilirler. Hastalık ve afiyete de düşmeleri olur. Bütün bu hâllerinde, bir ellerinde sabır, öbüründe ise şükür bulunur. Ne olursa olsun cümle hâlde, düşüncelerinin yükünü kalbleri taşır, Kalbleri Hak tarafından muhafaza altına alınırsa üzüntüleri geçer, arzularına ermiş olurlar. Onlara göre kalbden daha önemlisi yoktur. Halkın ve kendilerinin selâmet üzere olmalarını dilerler. Herkes Yaratanını bulsun, O'nunla hoş olsun, bütün duâları budur. Ey evlâd! Sağlam ol; açık sözlü ve iyi olursun. Bir hüküm verirken için temiz olursa konuşman güzel olur; yaptığın işler iyi olur. İçini temiz tutarsan dışın da hoş olur. Bütün selâmet, Hakk’a tâattadır. Tâat ise, Allah'ın emrini tutmak ve yasak ettiğini yapmamaktır. Ayrıca, Allah’ın vermiş olduğu bütün emirlere boyun eğmek, emri dahilindedir. Allah'ın emirlerine koşana Allah yardım eder. O'nun tâatına koşana bütün yaratılmışlar yardımcı olur.

ABDÜLKADİR GEYLANİ 19.SOHBET ALLAH KORKUSU

ABDÜLKADİR GEYLANİ 19. SOHBET ALLAH KORKUSU Bu konuşma, salı günü öğleden sonra medresede yapıldı. Konuşma tarihi:Hicrî, 18 Zilkade 545 (Milâdi 1150). Bu sohbette; İzzet ve Celal sahibi olan Allah'a nasıl gerçek bir kullukta bulunabiliriz? Allah korkusuna sahip olmanın faydaları nelerdir? Nefse muhalefet ederek, Allah'ın rızasını gözetmenin mükafatları nelerdir? İmanı kuvvetli olanlara Allahü Teala'nın ihsan ettiği olağanüstü haller nelerdir? Konuları işlenmiştir. Aziz ve Celil olan Hak, korkulmaya ve kendisinden bir şey beklenmeye lâyıktır. O'nun cenneti ve cehennemi olmasa dahi, çekinmeye değer. O’na itaat ediniz; bu itaati O’nun varlığı için yapınız. O'ndan gelen iyilik ve ceza sizi artık düşündürmesin. O'nun yolunda itaat, emrini tutmak, yasaklarından kaçmak ve gelen kader işlerine karşı sabırlı olmaktır. O’na dönünüz. O'nun önünde boynunuzu eğiniz ve ağlayınız. Yaşlar hem gözünüzden hem de kalbinizden aksın. Ağlamak ibadettir; Hakk'a karşı tevazu göstermenin şiddet hâlidir. Tevbe ve iyi niyet üzere ölen kurtulur. Temiz iş tutana Hak’tan fayda gelir. O, mazlumların mükâfatını verir. Bu âlemden göçtükten sonra herkes O'nun önünde durur. Rahmet ve şefkat gösterisi kimseye düşmez. O, kullara acır ve merhamet eder. Dünya ve âhirette O'nun sevgisi sana yeter. Bu sebeple Hak sevgisini en önemli şey olarak tut. Sana en çok lâzım olan odur. Bütün yaratılmıştan daha ileridir, Herkes seni kendisine çağırır. Aziz ve Celil olan Hak ise, seni sana çağırır. Ey cemaat! Nefisleriniz ilâhlık iddiasında; bundan haberiniz yok. O, bu kötü hâlini her zaman göstermektedir. Hakikat karşısında zor kullanmakta, Hakk'a kafa tutmakta ve ayrıca O'nun istediğini de istememekte... Dergâhtan kovulan şeytanı nefis sevmekte; halbuki Mevlâ onu sevmez. Nefis kadere uymuyor ve sabır, yolunu tutmuyor, daima niza çıkarıyor. O'nun yanında Hakk'a teslime dair alâmet yoktur. İslâm'ın sadece ismi ile yetiniyor; bu ona hiçbir zaman için fayda sağlayamaz ve menfaat getiremez. Ey evlâd! Korku üzere ol. Emin olma. Bu hâlin Rabbına kavuşuncaya kadar devam etsin. Kalbin istikrar buluncaya kadar böyle ol. Niyetini O’na yönelt. Emniyet hâli önüne serilinceye kadar çekin; bu olursa emin olabilirsin. Hak katında emniyet bulursan bol hayır görürsün. Oradan gelen emniyet hâli devamlıdır. O verdiği şeyi geri almaz. Aziz olan Hak kulunu sevince kendine yaklaştırır. Kul Mevlâsından korktuğu müddetçe kötülükleri gider; kalbi ve sırrı sakin olur. Bu hâli kimse sezemez. Hakk'la arasında olur. Cahil adam, Hakk'tan dönmektesin ve O’nu kalbin ötesine atmaktasın; yaratılmışla uğraşmaktasın. Allah yolcularının meşgalesi Hakk'tır... O'na hizmet ederler, bu sayede kalbleri yakınlık bulur ve irfan sahibi olurlar. Onlardan her biri marifet sahibi olunca, nefsini ve şeytanî duyguları yenince; halktan ve dünyadan kurtulunca Hak yakınlığı perdesi açılır. Bu hâlden sonra Mevlâsı ona başka işler yaptırır. Ona şöyle bir hitap gelir: - Geriye dön. Halkın hizmeti ile ol ve onları bize çağır. Bizi isteyen ve arayanlara hizmet et. Siz tecrübesiz insanlarsınız. Allah yolcuları sizin önderinizdir. Onlar kurtarır. Eşinizi razı etmekte ve Mevlâ’nızı darıltmaktasınız. Halkın çoğu, eşinin ve çocuklarının rızasını Mevlâ'dan öne almaktadır. Ben, senin bütün hareket ve duruşunu, bütün gayretini nefsin için görmekteyim; yalnız eşin ve çocuğun için çalıştığını sezmekteyim. Sende Hakk'tan yana hiçbir haber yok. Yazık sana; tam olgun erlerden sayılmıyorsun. Kâmil olan kişi, yalnız Hak için iş yapar. Kalb gözlerin görmez olmuş. İç alemindeki temizlik bozulmuş. Rabbinden perdelenmişsin, ama bunlardan haberin yok. Bu sebeple bazı büyükler şöyle der (Onlara selâm olsun): - Hak’tan perdeli olduğunu bilmeyen zavallılara yazıklar olsun. Yediğin ekmek içerisinde cam kırıkları vardır; sen onu yemektesin ve durumu bilmemektesin. Çünkü ona karşı iştahın ve arzun çok fazla. Hırsın da sınırsız... Az sonra miden parçalanacak ve öleceksin. Bütün belâ Mevlândan uzak olduğu için geliyor; eğer halkı sevmediğini ve Hakk’ı sevdiğini söylemekte gerçekçi olsaydın böyle olmazdın.

ABDÜLKADİR GEYLANİ 20. AMELSİZLİK

ABDÜLKADİR GEYLANİ 20. SOHBET AMELSİZLİK
Bu konuşma, cuma sabahı medresede yapıldı. Konuşma tarihi: Hicri, 12 Şevval 545 (Miladi 1150).Ey şu beldenin halkı, sizde nifak çoğaldı; ihlâs azaldı. Sözler çok, fakat onlara uygun iş yok. İşi olmayan söz, hiçbir şeye yaramaz. Sahibine felâket getirir, kurtuluş getirmez. Önüne iş gelmeyen söz, kapısız eve benzer; merdivensiz binadır. İçinden iyilik geçmeyen hazineye benzer. Amelsiz söz, kuru dâvadan ibarettir. Boş söz, ruhsuz kalıba benzer, o bir put gibidir. Ayağı yoktur, eli yoktur, bir şey tutamaz. Yaptıklarının çoğu ruhsuzdur. İşlerin ruhu ihlâs, tevhid ve Allah'ın kitabına yapışmaktır. Peygamberin (S.A.) âdetlerine uymaktır. Gafil olmayınız. Şu anda yaptığınız kötülükleri iyiliğe çeviriniz; isabet olur. Emirlere uyunuz. Yasakları bırakınız; kader karşısında uysallık gösterinizHalktan çok azı Mevlâ şarabını içer. Ülfet ve müşahede âlemine pek azı geçebilir. O'na yakın olan az bulunur. Mevlâ'nın yakınlığına eren, kader ve belâ üzüntülerini bilmez; günleri darlıkla geçer, ama farkında değildir. Allah'a hamd eder, şükreder...Vasfı anlatıldığı gibi olan büyükler, Mevlâ’ya itiraz etmediler. Hâllerine şükrettiler, ereceklerine bunun için erdiler. Bu hâle erene her şey lâyık...Size gelen belâ Allah yolcularına da gelir. Onların bir kısmı sabreder. Diğer kısmı sabrı da bırakır. Kendinden geçer. Belâdan darlanmak iman zayıflığındandır. O anda iman çocuktur. Belâ zamanı sabretmek, imanın gençlik çağıdır. Belâ geldiği zaman, kaderin bir icabı bilip uymak imanın yetişkin çağıdır. Belânın getirdiği bütün hâllere razı olmak, Hak ilmine ermekten, O'na yakınlıktan İleri gelir. Kalb ve sır Hakk'a yakın olduğu zaman belânın hiçbir şeyi dokunmaz. Bu durum, müşahede ve hâl dili ile konuşma âlemidir. İman sahibi iç âlemini dış varlığına ve yaratılmış bütün varını Hakk'a iletir. Mevlâ katında bütün varlığını eritir. Mevlâ dilerse onu tekrar halka gönderir. Dağınık işlerini bir araya getirir. Kıyamet günü halkın cesedini dirilttiği gibi onun dağınık hâllerini de toparlar.Kıyamet günü insanların bütün azaları tümü ile dağılır. Sonra İsrafil’e emrolunur; sûra üfler, her şey yerli yerine gelir... Bu, halka göredir. Allah yolcuları, halktan ayrı bir hâl taşırlar. Hakk'tan gelen bir nazarda ölür, bir nazarda dirilirler.Sevginin şartı, sevilene karşı irade sahibi olmamaktır ve onu değil, dünyayı, âhireti ve halka dair cümle şeyi bırakmaktır. Allah sevgisi kolay değildir. O iddia ile olmaz. Sizden herhangi biri bu hususta iddia sahibi olursa, sevgiden uzaktır. Birçok iddia sahibi olmayanlar vardır ki, Hak katında mekân tutmuşturİslâm dinine girmiş olanlardan hiçbirini hakir görmeyiniz. Hak sırrı onlarda boldur. Nefislerinizi, onlara karşı tevazua alıştırınız. Allah’ın kullarına büyüklük satmayınız. Gaflet hâlinden uyanınız. Siz büyük bir gaflet içindesiniz: Sanki hesabınız görülmüş, sıratı geçmişsiniz ve cennetteki yerinizi görmüşsünüz!.. Bu aldanış nedendir? Her birinizin Allah'a karşı çok isyanı vardır. Bu isyandan kimse tevbe etmiyor ve hâlini düşünmüyor, öyle sanıyor ki, hataları unutuldu. Halbuki, yerine ve tarihine göre onlar defterinize yazılıdır. Onların azı da çoğu da sorulacak, ona göre ceza veya mükâfat verilecekAyılınız, ey gafiller! Uyanınız, ey uykudakiler! İlâhî rahmete varlığınızı atınız. Bir kimsenin hatası çoğalırsa onun hâli fenadır. Bunlar üzerinde ısrar ederse küfre gidebilir. Yaptığına pişmanlık duymayanın sonu acı gelir. İşini derlemeyecek olursa sonundan korkulur.Ey dünyası ile âhiretini elden çıkaran kişi; ey halkı alarak Hâlik'ı bir yana bırakan adam, korkun yalnız maddî ihtiyaçtan... Zenginlik çabası dışında işlediğin bir şey yoktur.Yazık sana! Neler düşünüyorsun? Rızkın vaktiyle ayrılmıştır; artmaz ve eksilmez, öne alınmaz, sonraya kalmaz. Hakkın kefaletine inanmıyorsun. Bütün hırsın, sonu olmayacak şeyi aramakta. Bu kötü hırsın seni hakikî bilgi sahiplerinin huzurunda olmaktan alıkoydu. Hayır işlerde bulunmak sana nasip olmuyor. Çünkü hırsın var. Kârın eksilecek diye korkuyorsun. Zararının azalacağını sanıyorsun; bilâkis artar.Yazık sana, ana karnında seni kim besledi, biliyor musun? O hâlde iken sen neydin, şimdi nesin? Kendi varlığına ve halka dayanmaktasın. Parana ve puluna itimat ediyorsun. Ticaret işindeki bilgine güvenmektesin. Bölgenin şahı, bugün var, yarın yok olabilir, ona güvenmek akıl kârı değil; sen, ona güvenmektesin. Allah’tan başka her kime itimat edersen o senin ilâhın olur. Her kimden korkuyorsan, ona tapıyorsun demektir. Her kimden, iyilik ve zararı görüyorsan onların asıl yürütücüsü olana inanmıyorsun, küfürdesin ve onlar sana ilâh oluyor...

ABDÜLKADİR GEYLANİ 21. FANİLERE DEĞİL ALLAHA GÜVEN

ABDÜLKADİR GEYLANİ 21. SOHBET FANİLERE DEĞİL ALLAHA GÜVENBu konuşma, salı günü öğleden sonra -veya akşamla yatsı arası- medresede yapıldı. Konuşma tarihi: Hicri, 13 Zilkade 545 (Milâdî 1150). Bu sohbette; İzzet ve Celal sahibi olan Allah'a karşı kalbimizi perdeleyen şeyler nelerdir? Velayetin yani Allah dostlarının alametleri nelerdir? Kurtuluşa ermenin sırrı nedir, nasıl kurtuluşa erirlir? Konuları işlenmiştir. Peygamberlerin, sıddıkların ve salihlerin geniş ve doğru yoluna nasıl girilir? Dünya âhirete perdedir. Ahirete dalmaksa dünya ve öbür âlemin sahibine perdedir. Yaratılmışlara dalmak, Yaratan'dan ayırır. Hangi yaratılmışa gönül kaptırırsan, ruh pencerene perde çekmiş olursun. Halka [yaratıklara] bakma. Dünyaya, kalbden sevgi gösterme. Hakk’tan gayri şeylere iltifat etme, onun kapısına varıncaya kadar böyle devam et. Sır adımlarını aç. Zühd hâlini geliştir. Her kötü histen soyun. O'nun varlığında hayran ol. O'ndan yardım iste. O’na sığın., O’na bak. Geçmişteki İlâhî bilginin hükmünü gözet. Kalbini O’na vardırmaya çabala. Sırrını O’na ilet, bunu gerçekleştirdiğin an, O’nun yakınlık eli seni tutar, kendine çeker. Yeni hayatla tevhid verir ve kalbler üzerine sultan olursun. Kalb âlemi tüm emrini senden alır. Hastalığı olursa şifasını sen verirsin, işte bundan sonra dünyaya bakman caiz olur. Bu üstün hâlleri benliğinde topla, sonra dünyaya dön... İnsanlara bakmak ve iç âlemlerine yön vermek senin için bir nimet sayılır. Bunun faydası senden çok onlaradır. Onlarla yaptığın alışverişle fakirlere yaptığın iyilik, özüne has aldığın ve yediğin kısmet, bir ibadet vesilesi olur. Hakk'ı bilerek aldığın için sana selâmet getirir ve O’na tâat olur. Artık dünyanın güçlüğü sana dokunmaz ve sana gelen her çeşit şey, kir kokusundan temizdir. Velayet hâlinin işareti vardır; o işaretler velîlerin yüzlerinden okunur. Onu anlayış sahipleri sezer. O işaretler velayet hâlini anlatmaya yeter; dile ne hacet... Ruh esenliği dileyen, nefsini atsın... Malını kalbine koymasın... Neyi varsa Hak uğruna harcasın. Hamurdan ve sütten kıl alırcasına dünyayı iç âleminden atsın. Âhireti de aynı şekilde yapsın. Hakk'ın gayri şeylerden üryan olsun, işte o zaman her şeyin hakkı verilir. Dünya ve âhiretten gelecek şeyler gelir. Sen onların peşine koşmazsın. Dünya, yerinde otururken yanaşma; onu ayağa kaldır. Tepsiyi başı üstüne aldır; sonra al ye! Hakk’ın kapısına durana böyle hizmet edilir; çünkü büyüktür. Nefis, önünde el pençe divan duranı zelil eder, perişan eder. Nefse hâkim olanların hemen hepsi, istiğna sahibidir. Nefse ihtiyaç arz etmekten beridirler. İman yolcuları dünyayı yitirmeye gönüllüdür. Allah’tan her zaman hoşnut olurlar. Allah onlardan razı olduktan sonra âhiret onlara göre hiçtir. Onlar Allah'tan, Allah'ı talep ederler. Dünyalık şeylerin taksimli olduğunu bilirler; bu sebeple ona kalblerini kaptırmaktan vareste olurlar. Öbür âlemde vaad olunan cennet ve nimetlerin, sahipleri için ayrılmış olduğunu bildiklerinden onun da peşine düşmezler. İşleri O'nun içindir; O'nun zatından öteye bir talep sahibi değillerdir. Faraza onlar bir gün cennete girseler. Hak nurunu göremeyince hiçbir yere bakmazlar. Kalbinde maddî varlıklar besleyen, yalnız kalmayı ve huzura dalmayı elde edebilir mi?.. Halkı ve sebepleri tesirsiz görmeyen, peygamber kervanına katılamaz. O büyük zincire halka olamaz; olmak dileyen azla yetinmeli. Çoğu, kader eline bırakmalı. Dünyalığın azı da yeter. Çok malın olsa, çok mu yiyeceğini sanıyorsun? Rahat mı bulacağını ümit ediyorsun?.. Çok şeyleri bulmak için taarruza geçme; yıkılırsın. Çok mal istenmeden gelirse iyi olur. Onun saklanması da kolaydır. Giderse üzülmezsin. Gece sabahlara kadar mal hesap edip uykunu kaçırmazsın, rahatın bozulmaz. Hasan-ı Basrî (Allah ondan razı olsun) şöyle der: -İnsanlara sözünle ve işinle öğüt ver. Ey vaiz, iç âlemin temizliği ile insanlara öğüt ver. Kalbini nurlandır. Ve onun nuru ile halka nasihat et. İçin kirli olduğu zaman dışın süsü ile onlara öğüt vermeye kalkma. İman sahiplerinin kalbi yaratılmadan imanları yazıldı. Bu geçmişin bilgisidir. Bunun üzerinde durmak caiz değildir. Ona dayanarak hüküm yürütmek doğru olmaz. Çalışmak, bütün gayreti iman yoluna harcamak iktiza eder. Bu yola girmeyi dileyen, iman ve ikan (tam iman) tahsili için gayret sarf eder. Hakk'ın nur ışığına varlığını atar. O’nun kapısından uzak duran, iman sahibi değildir. Kalplerimiz iman nuruna ermek için gayretli olursa, Rabbimiz bize onu verir. Dilerse, çalışmadan da... O bizim çalışma ve yorulma hâlimize acır ve nurunu nasip eder. Utanmaz mısınız; nasıl tevil eder, tebdile uğraşırsınız?.. Mevlâ, zâtını vasfetmiş; onu başkası ile değiştirmek sizin ne haddinize?.. Sizden önce gelen sahabeye ve onlara uyanlara yeten bir din, size nasıl yetmiyor?

ABDÜLKADİR GEYLANİ 22. SOHBET KALPTEN DÜNYA SEVGİSİNİ ATMAK

ABDÜLKADİR GEYLANİ 21. SOHBET FANİLERE DEĞİL ALLAHA GÜVENBu konuşma, salı günü öğleden sonra -veya akşamla yatsı arası- medresede yapıldı. Konuşma tarihi: Hicri, 13 Zilkade 545 (Milâdî 1150). Bu sohbette; İzzet ve Celal sahibi olan Allah'a karşı kalbimizi perdeleyen şeyler nelerdir? Velayetin yani Allah dostlarının alametleri nelerdir? Kurtuluşa ermenin sırrı nedir, nasıl kurtuluşa erirlir? Konuları işlenmiştir. Peygamberlerin, sıddıkların ve salihlerin geniş ve doğru yoluna nasıl girilir? Dünya âhirete perdedir. Ahirete dalmaksa dünya ve öbür âlemin sahibine perdedir. Yaratılmışlara dalmak, Yaratan'dan ayırır. Hangi yaratılmışa gönül kaptırırsan, ruh pencerene perde çekmiş olursun. Halka [yaratıklara] bakma. Dünyaya, kalbden sevgi gösterme. Hakk’tan gayri şeylere iltifat etme, onun kapısına varıncaya kadar böyle devam et. Sır adımlarını aç. Zühd hâlini geliştir. Her kötü histen soyun. O'nun varlığında hayran ol. O'ndan yardım iste. O’na sığın., O’na bak. Geçmişteki İlâhî bilginin hükmünü gözet. Kalbini O’na vardırmaya çabala. Sırrını O’na ilet, bunu gerçekleştirdiğin an, O’nun yakınlık eli seni tutar, kendine çeker. Yeni hayatla tevhid verir ve kalbler üzerine sultan olursun. Kalb âlemi tüm emrini senden alır. Hastalığı olursa şifasını sen verirsin, işte bundan sonra dünyaya bakman caiz olur. Bu üstün hâlleri benliğinde topla, sonra dünyaya dön... İnsanlara bakmak ve iç âlemlerine yön vermek senin için bir nimet sayılır. Bunun faydası senden çok onlaradır. Onlarla yaptığın alışverişle fakirlere yaptığın iyilik, özüne has aldığın ve yediğin kısmet, bir ibadet vesilesi olur. Hakk'ı bilerek aldığın için sana selâmet getirir ve O’na tâat olur. Artık dünyanın güçlüğü sana dokunmaz ve sana gelen her çeşit şey, kir kokusundan temizdir. Velayet hâlinin işareti vardır; o işaretler velîlerin yüzlerinden okunur. Onu anlayış sahipleri sezer. O işaretler velayet hâlini anlatmaya yeter; dile ne hacet... Ruh esenliği dileyen, nefsini atsın... Malını kalbine koymasın... Neyi varsa Hak uğruna harcasın. Hamurdan ve sütten kıl alırcasına dünyayı iç âleminden atsın. Âhireti de aynı şekilde yapsın. Hakk'ın gayri şeylerden üryan olsun, işte o zaman her şeyin hakkı verilir. Dünya ve âhiretten gelecek şeyler gelir. Sen onların peşine koşmazsın. Dünya, yerinde otururken yanaşma; onu ayağa kaldır. Tepsiyi başı üstüne aldır; sonra al ye! Hakk’ın kapısına durana böyle hizmet edilir; çünkü büyüktür. Nefis, önünde el pençe divan duranı zelil eder, perişan eder. Nefse hâkim olanların hemen hepsi, istiğna sahibidir. Nefse ihtiyaç arz etmekten beridirler. İman yolcuları dünyayı yitirmeye gönüllüdür. Allah’tan her zaman hoşnut olurlar. Allah onlardan razı olduktan sonra âhiret onlara göre hiçtir. Onlar Allah'tan, Allah'ı talep ederler. Dünyalık şeylerin taksimli olduğunu bilirler; bu sebeple ona kalblerini kaptırmaktan vareste olurlar. Öbür âlemde vaad olunan cennet ve nimetlerin, sahipleri için ayrılmış olduğunu bildiklerinden onun da peşine düşmezler. İşleri O'nun içindir; O'nun zatından öteye bir talep sahibi değillerdir. Faraza onlar bir gün cennete girseler. Hak nurunu göremeyince hiçbir yere bakmazlar. Kalbinde maddî varlıklar besleyen, yalnız kalmayı ve huzura dalmayı elde edebilir mi?.. Halkı ve sebepleri tesirsiz görmeyen, peygamber kervanına katılamaz. O büyük zincire halka olamaz; olmak dileyen azla yetinmeli. Çoğu, kader eline bırakmalı. Dünyalığın azı da yeter. Çok malın olsa, çok mu yiyeceğini sanıyorsun? Rahat mı bulacağını ümit ediyorsun?.. Çok şeyleri bulmak için taarruza geçme; yıkılırsın. Çok mal istenmeden gelirse iyi olur. Onun saklanması da kolaydır. Giderse üzülmezsin. Gece sabahlara kadar mal hesap edip uykunu kaçırmazsın, rahatın bozulmaz. Hasan-ı Basrî (Allah ondan razı olsun) şöyle der: -İnsanlara sözünle ve işinle öğüt ver. Ey vaiz, iç âlemin temizliği ile insanlara öğüt ver. Kalbini nurlandır. Ve onun nuru ile halka nasihat et. İçin kirli olduğu zaman dışın süsü ile onlara öğüt vermeye kalkma. İman sahiplerinin kalbi yaratılmadan imanları yazıldı. Bu geçmişin bilgisidir. Bunun üzerinde durmak caiz değildir. Ona dayanarak hüküm yürütmek doğru olmaz. Çalışmak, bütün gayreti iman yoluna harcamak iktiza eder. Bu yola girmeyi dileyen, iman ve ikan (tam iman) tahsili için gayret sarf eder. Hakk'ın nur ışığına varlığını atar. O’nun kapısından uzak duran, iman sahibi değildir.

ABDÜLKADİR GEYLANİ 23. KALPLERİN PASINI GİDERMEK

ABDÜLKADİR GEYLANİ 23. KALPLERİN PASINI GİDERMEKBu konuşma, cuma sabahı medresede yapıldı. Konuşma tarihi: Hicrî, 12 Zilhicce 545 (Milâdi 1150). Bu sohbette; Paslanan kalplerin cilası nelerdir? Kalp neden kararır? Resûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme gerçek bağlılık nasıl olmalıdır? Sadece dil ile yapılan tövbe yeterli midir, gerçek bir tövbenin özellikleri nelerdir? Yiyecek ve içecekler haram ve şüphe endişelerinden nasıl temizlenir? Konuları işlenmiştir. Peygamber (S.A.) efendimiz şöyle buyurdu: - «Şu kalbler, paslanır. Onların cilâsı, Kur'an okumak, ölümü düşünmek ve zikir meclisinde hazır bulunmaktır.» Kalb pas tutunca, sahibi anlar, gidermeye çalışırsa, pekâlâ. Aksi hâlde fena kararır. Peygamber (S.A.) e fendimizin emrettiği şekle geçilmediği takdirde, kalb fena hâlde paslanır ve bu pasın giderilmesi imkânsız olur. Kalbin kararmasına sebep olacak çok şeyler vardır. İman nurundan uzak kalındığı için kararır. Dünyayı sevdiği için kararır. Sakınmadan dünyaya abanan kimse, kalbini mutlaka karartır. Bir kimse, kendisini dünyaya kaptırırsa kalbi kararır. Sakınma duygusu da ölür. Haram demez, helâl demez, mal toplamaya başlar. Mal toplarken helâl veya haram olduğuna önem vermeyince utanma duygusu da ölür. Ve murakabe hâlinden mahrum olur. Ey cemaat! Peygamberinizi dinleyiniz. Onun kelâmı ile kalbinize cila vurunuz. Kalbinizin cila ilâcını size o haber verdi. Sizden biri hasta olsa, doktoru ilâç tavsiye etse, kullanmadan şifa bulabilir mi? Bulamaz. İlâcı kullanmadığı süre, hastalığı eksilmez, belki artar. Gizli ve açıkta Allah’ı kendinize yakın biliniz. O’nu, gözünüzün hedefi olarak tutunuz. O’nu görür gibi olunuz. Siz O’nu görmeseniz bile, o sizi görür. Asıl Allah'ı zikir kalble olur. Kalbi ile Allah’ı zikreden, Allah'ı zikretmiş olur. Kalbi bırakıp yalnız dille Allah'ı zikreden, Allah'ı zikretmiş sayılmaz. Dil kalbin yavrusudur; yavru, anaya uyar. Öğüt verilen yerlere devam et. Kalb, öğüt dinlemeyi bırakınca körelir. Tevbenin hakiki mânası Hakk'ı üstün görmek ve saygı duymaktır. Bu sebeple bazı büyükler, şöyle der: - Hayır, iki kelime üzerinde toplanmıştır: Allah'ın emrini yüce bilmek ve kullarına şefkat göstermek... Allah'ın emrini yüce bilmeyen yaratılmışlara şefkat duyamaz. Allah'a yakın olamaz; rahmetinden nasib alamaz. Allahü Taâlâ, Musa (A S.) peygambere şöyle vahyetti: - «Ya Musa, şefkat duygusu besle ki, ben de sana rahmet nazarımla bakayım. Şefkat duygusuna sahib olana rahmetimi yağdırırım. Cennetime koyarım. Kalbinde merhamet duygusu taşıyana saadetler olsun.» Bütün ömrünüz çürüdü. «Yediler, yedik; giydiler, giydik; biz topladık, onlar topladı» gibi lâflarla ömrünüzü bitirdiniz. Kurtuluş yolunu, arayan, nefsini haram olan şeylerden alsın. Şüpheli şeyleri bıraksın. Şehvet duygularını kalbinde taşımasın. Allah'ın emrini yerine getirmek için nefsini sabırlı kılsın. Yasaklardan uzak dursun. Kader işlerine boyun eğsin. Allah yolunun sadık yolcuları, Allah'a sabra alıştılar. O'ndan ayrı kalmaya dayanamazlar. O’nun için ve O’nun varlığında sabrettiler. O'nunla olabilmek için her çeşit güçlüğe karşı durdular. O'na yakın olmayı arzuladılar. Nefislerinin barınağını bıraktılar. Hevâ ve tabiî isteklerini bir yana attılar. Onlar İslâm dinine sahip olurlar; Mevlâ’ya O'nunla varırlar. Yollarında; önlerine âfet, belâ, musibet, gam, keder, açlık, susuzluk, çıplaklık ve her türlü sefalet çıkar. Fakat onlar hiçbirine önem vermeden yürür giderler. Yollarından dönmeleri imkânsızdır. Bulundukları hâli değiştiremezler. Onlar öncüdür. Yolları kesik değildir. Kalbin ve kalıbın selâmetini buluncaya kadar hâlleri yolculuktur, giderler... giderler...




ABDÜLKADİR GEYLANİ 24.ALLAHIN İDARESİNE ORTAK OLMAMAK

ABDÜLKADİR GEYLANİ 24.ALLAHIN İDARESİNE ORTAK OLMAMAKBu konuşma, pazar sabahı Ribat'ta yapıldı. Konuşma tarihi: Hicrî, 14 Zilhicce 545 (Milâdi 1150). Bu sohbette; İlim öğrenmenin amacı nedir, niçin ilim öğrenilmelidir? İlahi lütuflara mazhar olmak nasıl mümkün olur? İzzet ve Celal sahibi Allah ile aramızdaki perdeler ne zaman kalkar? Allah'tan gayri her şeyden geçerek ölü haline nasıl gelinir, ölmeden önce nasıl ölünür? Nefsten, insan ve cin şeytanlarının şerrinden korunma ve doğru yola erişmek için ne yapılmalıdır? Allah sevgisi ile başka sevgiler aynı kalpte yer edebilir mi? Konuları işlenmiştir… Nefislerinizi, uygunsuz arzularınızı ve kuru isteklerinizi bir yana atınız; onları, Aziz ve Celil olan Hakk’a karşı çıkarmayınız. Kendiniz için ve başkaları için ondan korunmaya bakınız. Bazı büyükler şöyle der: - Halkı Hakk’a çevirmeye bak; Hakk’ı halka çevirmek için boşuna gayret sarf etme; bu olmaz. Emeklerin boşa gider. Yıkılmaya lâyık olanı, hemen yere vur. Baş kaldıranın kafasını ez. Nefsini yık, Hak ve hakikata uyuncaya kadar başına sopanla vur. Salih kullara koşunuz. Hak emirlere uymayı onlardan öğreniniz. Onlar, Hakk’a tam uyarlar. Bilgi, işleri iyi tutmak için yaratılmıştır. Onu yalnız ezber etmek işe yaramaz, ilmi ezber eden, gereğini yapmadıktan sonra kurtulamaz. Halka nutuk irad etmekten bir fayda gelmez. Sözünden fayda alıp kurtulan olur; ama sen batarsın. Bil, bilginin gösterdiği yolu tut. Öğrendiklerine uyan işi yaparsan, sustuğun zaman işlerin konu­şur... Bir sanat ilmini öğrenen bir eser icad ederse, dili konuşmadığı zaman eseri onun namına konuşmayı yapar. İyi işlerini çoğalt. Tâ ki, sustuğun zaman onlar konuşsunlar, ilminden fayda almayan, başkasına da kolay kolay faydalı olamaz. Bir büyük şöyle anlatır: - Bir anlık hareketi, seni memnun etmeyenin öğüdü faydasızdır, ilmi ile âmil olanın bütün hâlleri faydalıdır. Hem kendisi hem de başkası için... Allah, beni dilediği ve istediği gibi konuşturur. Konuşmam huzurumda olanların hâline göre şekil alır. Onların ihtiyacı kadar konuşmak bana nasib olmuştur. Aklınıza kendiliğinden söz ettiğim gelmesin. Sizin aklınıza çok şeyler gelir. Aleyhimde her türlü sözü söylediniz. Sanki aramızda bir düşmanlık vardır. Beni hiç istemezsiniz. Her şeyimi dilinize dolar, sayar dökersiniz. Şerefim aranızda sanki pay edilmiştir. Her biriniz bir yerimi yırtar oldunuz. Ama unutmayın, o şeref benim değildir. Sahibi büyüktür. Zaten varlığımda hiçbir şeye sahib olmadım. Eğer varlığım olsaydı, hepsini size vermekten çekinmezdim. Elinize aldığınız şeyleri toplamak da benim için imkânsızdır. Siz de bunu biliyorsunuz. Her çeşit şeyleri söylemektesiniz; buna karşılık size bir iş etmek haddim değil. Niçin bu düşmanlığınız?.. Size yalnız öğüt vermekteyim. Onu da Allah için yapmaktayım. Kuvvetim O’nundur. Öğütlerimi dinlerseniz, sizin için iyi olur. Benim için olacak olmuş demektir. Kadere uy; aksi hâlde yere serilirsin. Yoluna onunla devam et. Yürüyemiyorsan zorla yürümeye gayret et. Bir gün gelir yürüyecek hâli kaybedersen hâlini anlayan olur, sırtına alır, götürür. Sen de rahat ve hoşça yoluna devam edersin. Allah yolunun tam yolcuları, ilk zamanda çalışırlar. Dünyalıklarını kazanarak yemeğe gayret ederler. Fazla almazlar; başkalarına dağıtırlar. Her aldıkları şey, İslâm dininin esas emirlerine göre olur. Bir zaman gelir, maddî yapıları çalışamaz olur. Ruhî durumları, onları çalışmaktan alıkoyar. Böylece tevekkül yoluna girmiş olurlar. Kalbleri Hak sevgisi ile dolar ve mühürlenir. Bütün duyguları kötülüğe karşı bağlanır. Görenler, memnun olur. Dünyalık ihtiyaçlarını kolay alırlar. Zorluk bilmezler; yorgunluk akıllarına gelmez. Yakınlık derecesini bulan birinci sınıf velîler, öbür âleme geçtikleri zaman nimet içine düşerler. Nimeti sevdikleri için değil, Hakk’a uydukları için verilmiştir onlar. Dünyada nasıl nimetleri rahat bulurlarsa, öbür âlemde de cennet nimetlerini öyle bulurlar. Allah'a tam kul olabilmek zor. Yoksa O, her şeyi verir; hem de bol bol... O, kullarına zulmetmez. Ey evlâd!.. Gayretin kadar alırsın. Ne kadar çalışırsan, şerefin o kadar olur. Her şey karşılıklıdır; çalışmadan verilmez. Kalbinden halk sevgisini atmayana Hak yakın olmaz. Halkı var bilme. Göreceksin ki, Hak'la aranda karanlık perdeler kalkmış. Nefsini manen ölü gör. Kendini ve halkı var bilme. Göreceksin ki, Hak'la arandaki bütün karanlık perdeler kalkmış. - Ölmek nasıl olur? diyene şöyle derim: - Nefse uymayı yık, kötü işleri yok et. Hakk'ın emirleri varken halkın buyruğuna koşma. Sebepler sana yüklenmesin. Mevlâ'dan gayri her şeyden ümitsiz ol. Kullar Hakk'ın ortağı olmasın. Hak’tan başkasından bir şey umma, bekleme, arama. Her işin Allah rızası için olsun. O'nun rızası önünde başka nimetleri bekleme. O'nun yaptığı işlere razı ol. Hükmü önünde sessiz ol. Bunları yaparsan ölmüş sayılırsın. Bilirsen, asıl dirilik budur. O istediği yana seni çevirir. O'nun yakınlık kâbesi yine kalbin olur. Sen o kâbenin perdelerine yapışır, zikredersin. Başkaları aklında olmaz.